Sensei Yenal KARAHAN

Türkiye Shito-Ryu kurucusu sensei Yenal Karahan

Rahmet Ve Saygıyla

 

Sensei Yenal KARAHAN’dan Karate-Do ile ilgili yazısından alıntı.


“Bir dövüş sanatı çalışanının, açık ya da gizli, tek amacı, başlangıçta her türlü saldırıyı defedebilecek bir güce ulaşabilmektir. Önceleri bu gücü her yönüyle tanıyamaz: acaba bu güç gizli bazı tekniklere dayanan bir fizik üstünlük müdür? Yoksa, zamanla pek çok şeyden kendini arındırarak elde edilen bir beyinsel üstünlük müdür? Yenal KARAHAN ustadan nefis bir yazı.”

Dövüş Sanatları ve Yaşam

Bir dövüş sanatı çalışanının, açık ya da gizli, tek amacı, başlangıçta her türlü saldırıyı defedebilecek bir güce ulaşabilmektir. Önceleri bu gücü her yönüyle tanıyamaz: acaba bu güç gizli bazı tekniklere dayanan bir fizik üstünlük müdür? Yoksa, zamanla pek çok şeyden kendini arındırarak elde edilen bir beyinsel üstünlük müdür? Yoksa yoksa, zaman içinde her iki yönü de kazanarak elde edilen, çelikten bir gömlek midir?

Aslında bu güç, zaman içerisinde çok çeşitli şekillere dönüşür: fakat sonunda, netice açısından yalın ve basit ve bir form kazanır: kişiliğini geliştirerek, kişiyi; yaşamında karşılaşacağı tüm denemelerde başarıya ulaştıracak, dıştan da artık görülebilen bir oluşuma varılmıştır.

Günlük yaşamı, her an devam eden bir dövüş olarak görürsek, üçüncü şahıslarla ilişkiler içindeki itiş kakış, hastalıkla mücadele, bir yakının ölümü, işini koruyabilmek, kazandıklarını koruyabilmek… İşte modern insanın metodik olarak,

yaşam boyu uygulaması gereken dövüş sanatı ortaya kendiliğinden çıkıyor. Yukarıda adı geçen şeyler içinde en zor olanı ve diğer pek çok şeyin kendisine bağlı olduğu şey, mutlaka kişilik kazanılması ve kazanılan kişiliğin de korunmasıdır. Zaten kazanmak ne kadar zorsa, kazanılanı korumak daha da zordur daima…

Dövüş sanatı, çeşitli zenginlikleri arasında, kusurluluktan, az kusurluluğa ve ideali olan kusursuzluğa doğru kişiyi götürmesi hassası vardır. Bir dövüş sanatı çalışmak günlük yaşamın problemlerini daha rahat karşı koymayı sağlar ama yine de bu dövüş sanatının çalışılma şekline bağlıdır. Günümüzde yaşam her an biraz daha bir mücadeleye dönüşürken hücumlar gizli, arkadan, beklemeden gelmekte ve hazırlıksız yakaladıklarını yere vurmaktadır.

Dövüş sanatı çalışanları bir kültürle tanışırlar. Ve sonunda onların bu kültürü hazmederek kişiliklerini geliştirmelidirler. Kişi bir yol takip ederken bir sanat çalışır, fiziksel ve beyinsel özellikler geliştirir. Ve bunları tüm yaşamınca yaptığı teknik çalışmalarıyla uygular.

“Hocalar sadece danları ile değil, kişilik ve kültürleri ile bir yere gelebilmelidirler. Dünyanın gittiği yolun tersine gidemeyiz.

Her talebe dojoya bir ücret öder ve karşılığında karate yapar. Hocası ona verebildiğinin azamisini verir. Bu bir alışveriş gibi görünürse de aslında çok daha ileri birşeyler vardır, olmalıdır.

Hoca, tekniği yanında kişilik ve hayat tecrübesini o talebeye verecek, talebe ise karakterli ise hocasına bağlanacaktır.” Yukarıda, dövüş sanatının güncel hayatımızda kullanımının sınırlarını söyledik ya.

Şimdi bu kültürü adım adım almakta olan bir kişinin, günlük yaşamında karşılaşacağı evreleri bir göz önüne alalım…

1. Kademe: Kişi, yaşamın (kendi) önüne çıkardığı saldırı tarzını kavrayamaz. Bu saldırı dil ile mi yoksa fiziksel midir? Saldırı olmadan bunu bilemez. Sadece, olay başlayınca kendini korumayı düşünür ve daha ziyade kaçmaya yönelik hisseder. Karate-Do çalışmasında bu bir yeni öğrenilmiş savunma tekniği ile ifade edilebilir.

2. Kademe: Kişi hücumdan dolayı yine şaşkındır. Fakat saldırının konu ve şeklini anlamaya başlar. Herşeye rağmen bir cevap verebilecektir. Günlük yaşamda başa gelen olaylara, daha maharetli bir şekilde cevaplar, deliller bulmaya başlamıştır. Daima ilk adımda gerilemeyi düşünür, fakat kaçmayı artık unutmuştur.

3. Kademe: Kişi ilerlediği için, saldırı tür ve nedenini daha çabuk kavrar. Bunu hemen kaydeder ve günlük yaşamda ciddi ve delille cevap verebilir. Karatede bunu bir kontratak tekniği ile cevapladı diyebiliriz. Artık kişi emniyetini rahatça bir defans bir atak taktiği ile sağlamıştır ve kaçma fikri yoktur.

4. Kademe: Kişi, saldırıyı çok çabuk anlar ve çözer. Daha saldırı olurken kaydedip hemen bir karşılık verme stratejisi oturtabilir. Karşı tarafın kelimeleri ve niyeti hemen anlaşılmış ve vakit kazanılmıştır. Karate-Do’da kişi kendine silahlar yapmış ve bunları tesirli halde kullanır olmuştur. Daha hızlıdır.

5. Kademe: Kişi artık saldırıyı tespit eder ve bunu anlamaya çalışmaz. Günlük yaşamda, öteki tarafta bazı işaretleri görmüş ve konuşmadan önce düşmanlık, kontrolsüz hareketler vs. gibi şeyleri yakalamıştır. Bu sayede karşıtının diyeceklerini bilmemesine rağmen, bazı sezinlerle, gelecek şeyleri tahmin etmiştir. Bu durum, karate-do’da bazı teknik önceliklerle rakibi şaşırtmaya tekabül eder.

6. Kademe: Bu artık kişinin varacağı en ileri kademedir. Artık kaydetme, anlama, tanım yoktur. Doğrudan gelecek saldırıdan önce cevap verilir. Bunun için karate-do’da her şey verilmiştir. Seviye yükselmiş ve Sen-no-sen gelişmiştir. Bu kademeye ulaşmak için çok ileri bir çalışma ve meşakkat devresi geçirilmiştir. Ve herkes bu seviyeye ulaşamaz, ulaşamayabilir… Bunları neden yazıyorum biliyor musunuz? Bizler herbirimiz, işimiz elverdikçe mali imkanlarımız kısıtlanmadıkça, sıhhatimiz, yaşımız oranında dövüş sanatı çalışan kişileriz. Bazı talebeler, ne yazık ki, dünyanın merkezi kendilerinin olduğunu düşünerek, bugüne kadar çalıştıkları dövüş sanatından pek bir şey anlamamış olduklarını çeşitli ifadelerle ortaya koyuyorlar. Fakat şunu hemen belirteyim ki bu çok küçük bir yüzde… Oysa beni en sevindiren ezici çoğunluğun dövüş sanatı kültürünü sindirdikleri ve hatta daha da ileri gitmek, ilerlemek için çırpındıklarıdır.

Bu insanlara hayranım. Onları tıpkı, evladının kendisini her alanda geçmesinden mutluluk duyan bir baba, bir ağabey gibi seviyorum. Eskiden herşey karate “Dan”ı üzerine kurulurdu. “Üst dan ne kadar azsa o kadar iyi” diye öğretildi. Mutlak itaat. Öl de ölelim… OSS de iş bitsin. Belli merciler herşeye hakim olsun. Ben yıllarca yazdım: aslında keşke Türkiye de devlet federasyonlardan elini çekse herşey kişilerin hür iradesiyle olsa, çok fazla şey çok az kişi ile yapılmasa. Katılımcı demokrasinin yerleşmekte olduğu ülkemizde bu eninde sonunda olacaktır.

Ben şunu diyorum:

“Hocalar sadece danları ile değil, kişilik ve kültürleri ile bir yere gelebilmelidirler. Dünyanın gittiği yolun tersine gidemeyiz. Her talebe dojoya bir ücret öder ve karşılığında karate yapar. Hocası ona verebildiğinin azamisini verir. Bu bir alışveriş gibi görünürse de aslında çok daha ileri birşeyler vardır, olmalıdır. Hoca, tekniği yanında kişilik ve hayat tecrübesini o talebeye verecek, talebe ise karakterli ise hocasına bağlanacaktır.” İşte bu noktada benim fikrim pek çok kişiden ayrılıyor. Eğer talebe hocasına doğu insanının anladığı tarzda bağlanmamışsa içimden onu ayıplamakla birlikte bunun da onun hakkı olduğunu teslim etmemiz gerektiğini düşünüyorum ve biraz da bunun nedenin hocasında aranması gerekebileceğini savunuyorum.

Karate-Do ciddi bir şeydir. İnsanların kişilik ve istediği yolu, hocayı, ekolü seçebilme hakkı kutsaldır. Bunlar parayla ölçülemez. Unutmayınız ki her toplum, hak ettiği yönetimle yönetilir. Bence Türk Karate Toplumu en iyiye layıktır.

Saygılarımla
Yenal KARAHAN